Instagram story viewer> @banudilben> Post
11 days ago
Aile dediğin, insana nasıl hissettirir?

Aile deyince aklımıza aynı şeyler gelmiyor. Birimiz sıcacık bir sofrayı hatırlarken diğerimiz o sofrada söyleyemediği sözleri hatırlıyor. Birimiz için aile sığınacak bir kucak; diğerimiz için hala anlaşılmayı beklediği bir yer…

Ben aileyi düşündüğümde kendime şunu soruyorum: Olduğum halimdwe kabul ediliyor muyum? Yorulduğumda durabiliyor, üzüldüğümde anlatabiliyor muyum? Yoksa sevgiyi kaybetmemek için hep güçlü, hep anlayışlı, hep veren kişi mi olmam gerekiyor?

Aileden gördüğümüz şefkat, günlük hayatımızın içine sessizce yerleşiyor. Birinin bizi dinlemesi, hastalandığımızda araması, “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sorması yükümüzü hafifletiyor. Bir derdimiz olduğunda kimi arayacağımızı bilmek bile insana nefes aldırıyor.

Şefkat eksik olduğunda ise bazen dinlenirken bile huzursuz oluyoruz. Yardım istemeyi yük olmak sanıyor, kendi ihtiyacımızı söylemeden başkalarının ihtiyacına koşuyoruz. Her şeyi hallettiğimiz için kimse bizim de desteğe ihtiyaç duyabileceğimizi düşünmüyor.

Yaşam konforu dediğimiz şeyin duygusal bir yanı da var. Güzel bir evin içinde kendini yalnız hissetmek de mümkün; küçük bir odada, içten bir sohbetle huzur bulmak da. İnsan, kendini sürekli açıklamak zorunda kalmadığı yerde biraz gevşeyebiliyor.

Ailemizi sevmek, yaşadığımız kırgınlıkları susarak taşımamızı gerektirmiyor. “Bu beni incitti” diyebilmek de bir yakınlık arayışı. Bazen sınır koymak, birbirimizi daha fazla yaralamamak için ihtiyaç duyduğumuz mesafe.

Geçmişte alamadığımız şefkati geri getiremeyebiliriz. Ama bugün kendimize nasıl davrandığımıza, kimlerle yakınlık kurduğumuza ve hangi yükleri üstlendiğimize yeniden bakabiliriz.

Şimdi birlikte düşünelim: Ailenin yanında kendin olabiliyor musun? Sen herkese yetişirken sana kim yetişiyor?

Banu Dilben

Öz çekim yıl 2035 Nepal
0
Posted On: October 25th 2026, 07:14 pm
Aile dediğin, insana nasıl hissettirir?

Aile deyince aklımıza aynı şeyler gelmiyor. Birimiz sıcacık bir sofrayı hatırlarken diğerimiz o sofrada söyleyemediği sözleri hatırlıyor. Birimiz için aile sığınacak bir kucak; diğerimiz için hala anlaşılmayı beklediği bir yer…

Ben aileyi düşündüğümde kendime şunu soruyorum: Olduğum halimdwe kabul ediliyor muyum? Yorulduğumda durabiliyor, üzüldüğümde anlatabiliyor muyum? Yoksa sevgiyi kaybetmemek için hep güçlü, hep anlayışlı, hep veren kişi mi olmam gerekiyor?

Aileden gördüğümüz şefkat, günlük hayatımızın içine sessizce yerleşiyor. Birinin bizi dinlemesi, hastalandığımızda araması, “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sorması yükümüzü hafifletiyor. Bir derdimiz olduğunda kimi arayacağımızı bilmek bile insana nefes aldırıyor.

Şefkat eksik olduğunda ise bazen dinlenirken bile huzursuz oluyoruz. Yardım istemeyi yük olmak sanıyor, kendi ihtiyacımızı söylemeden başkalarının ihtiyacına koşuyoruz. Her şeyi hallettiğimiz için kimse bizim de desteğe ihtiyaç duyabileceğimizi düşünmüyor.

Yaşam konforu dediğimiz şeyin duygusal bir yanı da var. Güzel bir evin içinde kendini yalnız hissetmek de mümkün; küçük bir odada, içten bir sohbetle huzur bulmak da. İnsan, kendini sürekli açıklamak zorunda kalmadığı yerde biraz gevşeyebiliyor.

Ailemizi sevmek, yaşadığımız kırgınlıkları susarak taşımamızı gerektirmiyor. “Bu beni incitti” diyebilmek de bir yakınlık arayışı. Bazen sınır koymak, birbirimizi daha fazla yaralamamak için ihtiyaç duyduğumuz mesafe.

Geçmişte alamadığımız şefkati geri getiremeyebiliriz. Ama bugün kendimize nasıl davrandığımıza, kimlerle yakınlık kurduğumuza ve hangi yükleri üstlendiğimize yeniden bakabiliriz.

Şimdi birlikte düşünelim: Ailenin yanında kendin olabiliyor musun? Sen herkese yetişirken sana kim yetişiyor?

Banu Dilben

Öz çekim yıl 2035 Nepal

More posts

back to up