Posted On: October 28th 2026, 04:20 pm
Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrindeki tasavvufî hoşgörü ortamından merkezi sünniliğe geçişi, Ehl-i Sünnet (Hanefilik, Mâtürîdîlik ve Eş'arîlik) çizgisinde olduğu bilinmekle birlikte, tam anlamıyla sert ve merkeziyetçi bir "Sünnileşme" ve mezhepsel ideoloji süreci 15. yüzyılın sonu ile 16. yüzyılda (özellikle II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemleri) zirveye ulaşmıştır.
Kızılbaş (Alevi) kelimesi, tarihsel ve dini kökenleri bakımından son derece onurlu bir askeri ve inançsal kimliği temsil etmesine rağmen, yüzyıllar boyunca siyasi rekabetler nedeniyle kötü niyetli çevreler tarafından bir hakaret ve ötekileştirme ifadesi olarak kullanılmaya çalışılmıştır.
Günümüzde Aleviler bu kavramı bir gurur vesilesi olarak sahiplenmiştir. Alevileri toplumdan dışlamak amacıyla "mum söndü" veya "ensest" gibi asılsız, çirkin ve tamamen ahlak dışı iftiralara dayanak yapılmaya çalışılmıştır.
Celali isyanları döneminde, resmi ideoloji ve bazı saray uleması (örn. Ebu Suud Efendi dönemi) bu topluluğu düşmanlaştırmak adına fetvalar yayınlamıştır. Bu süreçte "Kızılbaş" terimi; asiler, dinden çıkanlar ve devlet düşmanları olarak görülmüştür.
Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen bu tutum ve görüş değişmemiştir, Kızılbaş olmak bile başlı başına bir suç sayılmış ve Alevi olduğu bilinen kişiler daimi gözetim altında tutulmuşlardır.
Kızılbaşlar (Aleviler) aslen Azerbaycan dili konuşan yedi Türk boyundan oluşuyordu: Rumlu, Şamlu, Ustaclu, Afşar, Kaçar, Tekelü ve Dulkadirli boylarından oluşuyordu.
Osmanlı-Safevi savaşları sonrasında Anadolu ve İran coğrafyasında Sünni ve Şii nüfus dengeleri ile mezhepsel ayrımlar siyasi sınırlarca keskinleşti.
Huzurlu akşamlar dilerim 🌿🕊📚
#objektifimden #bookstagramtürkiye #kitaplar #okumahalleri #instagram