Posted On: November 1st 2026, 10:09 am
Meksika’da 1–2 Kasım, Día de Muertos, yani Ölüler Günü. İnsanlar kaybettikleri sevdiklerini anıyor, onların sevdiği yemekleri hazırlıyor, fotoğraflar ve çiçeklerle anma sunakları kuruyor. Mezarlık ziyaretleri bile bir aile buluşmasına dönüşebiliyor. Bu geleneğin, özlemin yanına renkleri, müziği ve sofrayı da koymasını çok seviyorum.
Dün gece KMK Halloween partisinde La Catrina’ya büründüm. José Guadalupe Posada’nın çizimlerinden doğan, Diego Rivera’nın zarif kıyafetleriyle bugünkü görünümüne kavuşan bu iskelet kadın, Ölüler Günü’nün simgelerinden biri. Gösterişli şapkasının altında, kim olursak olalım ölüm karşısında eşit olduğumuzu hatırlatıyor.
Ben de bugün evde kendi Ölüler Günü’mü ilan ediyorum. Özlediklerimi anmak için. Bir mum yakıp fotoğraflarına bakmak, sevdikleri bir şarkıyı açmak, videolarda seslerini duymak, onlarla yaşadığım komik bir şeyi hatırlayıp gülmek istiyorum. Belki biraz da ağlarım.
Dün gece dans ettim, şarkı söyledim, çok güldüm. Bugün onları özlüyorum. İkisine de hayatımda yer olduğunu biliyorum. Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar’da anlattığı yaşam–ölüm–yaşam döngüsünü düşünüyorum: Hayatın içinde vedalar, vedaların ardından yeniden filizlenen bir hayat… Biz de bu dansın içinde bazen duruyor, bazen yeniden adım atıyoruz.
İnanışa göre gidenler, cempasúchil denen kadife çiçeklerinin kokusunu takip edip evlerinin yolunu buluyor, onlar için hazırlanan şenliğe katılıyorlarmış. Ne güzel bir hayal.Bir akşamlığına yine aynı sofrada buluşabilmek.
Yakıcı özlemin içinde, binlerce doğum sancısıyla yeniden yeniden doğduğum bir hayat benimki. Yeni insanlarla, yeni sevinçlerle zenginleşen; özlediklerimin yerini hep saklayan.
Gidenler sanki hiç gitmemiş gibi. Bazen de hiç olmamışlar gibi uzak. Sonra bir videoda seslerini duyuyorum. Bir an için yine buradalar. Belki de hep buradalar...