🤝 Gerçek dostluk, mükemmel olmakla değil; her şeye rağmen yan yana kalabilmekle ölçülür. Kavga ederiz, kırılırız, küseriz… ama kopmayız. Çünkü gerçek dostlar, araya mesafe girse bile gönülden ayrılmaz. Bağımız tartışmalarla zayıflamaz, aksine her sınavda daha da güçlenir. Biz gerçekten dostuz — ve gerçek dostlar asla ayrılmaz. 💛
Bu, yazılı bir kuraldan kaynaklanmıyor. Aksine yazılı olmayan kurallar nedeniyle hakemler maçlara sakallı çıkmıyor, dövmeleri varsa bile bir şekilde kapatıp öyle görev yapıyor. UEFA ve FIFA’nın resmi kurallarında hakemler için bu iki konuda herhangi bir yasak bulunmuyor. Ancak hakemin sadece tarafsız olması yetmez, ayrıca tarafsız da görünmeli. Hakem okullarında sürekli tekrarlan bir söz. Hakemlerin imajını da tarafsızlık belirliyor.
Hayat, her birimizi farklı yerlerimizden farklı şiddetlerde kırar. Bu kaçınılmazdır. Ancak bu kırılmalar karşısında takındığımız tavır, aslında kim olduğumuzun ve olacağımızın en büyük belirleyicisidir. İyiler, belki de kalpleri daha ince ve hassas olduğu için, bu darbeleri daha derinden hisseder. Acı, onların ruhlarında daha büyük yankılanır. Sonrası bir seçim meselesidir.
Kırıldığımızda iki yol ayrımına geliriz. İlk yol, en sık başvurduğumuz: Kurban rolünün arkasına sığınmak. Bu yol rahattır çünkü acımızı kimseye anlatma, sürekli şikayet etme ve başımıza gelenler için başkalarını suçlama lüksü sunar. Bu rolde, güçsüzlüğümüz bizi tanımlar ve zamanla bu zayıflık, kişiliğimizin bir parçası haline gelir. Sürekli "Neden ben?" diye sorarak, kendi çözümümüzü bulma fırsatını kaçırırız.
İkinci ama daha zorlu bir yol var: Kırıldığımız yerde güçlenmek. Bu, acıyı yok saymak veya onu görmezden gelmek değildir. Aksine, acıyı tüm gerçekliğiyle kabul etmek, onunla yüzleşmek ve onu bir öğretmene dönüştürmektir. Bu yol, bir nehir taşının suyun sürtünmesiyle pürüzsüzleşmesi gibidir. Her çarpma, her kırılma, bizi daha bilge, daha esnek, daha sağlam kılar. Kırılan yerlerimiz, hayatın bizde açtığı yaralar değil, güçlendiğimiz yeni dokulardır artık. Orada, eski halimizden daha dirençli bir versiyonumuz inşa edilir.
Bu tercih, sadece hayatta kalmakla ilgili değil, kendimizi yeniden var etmekle ilgilidir. Acıyı bir duvar değil, bir basamak yapmakla ilgilidir. Bir çınar ağacının en güçlü dalları, fırtınalara en çok maruz kalan dallardır. Siz de hayatın fırtınalarında kırıldığınızı hissettiğiniz an, çözüme odaklanın. Gerçek güç, hiç kırılmamakta değil, her kırılışta, kendi küllerinizden daha güçlü doğabilmekte yatar.
#acarbaltaş #psikoloji #psikolojiksağlamlık #pozitifpsikoloji #stresyönetimi
Bu video namaz kılmayan arkadaşına gönder!
Allah bize koskoca bir gün, yani 24 saat vermiştir. Bu 24 saatin içinden sadece abdest ve beş vakit namazla birlikte en fazla 1 saatini ayırmak yetiyor. Bir saatlik bu ibadet, kul için bir yük değil; aksine kalbi huzurla dolduran, ruhu arındıran bir rahmettir.
Düşünelim: Bir saatlik namazla, Allah bize ebedî bir gençlik, tükenmeyen bir mutluluk ve hiç bitmeyecek bir hayat vaadediyor. Dünya için yıllarca çalışıp didiniyoruz; oysa Rabbimiz bizden sadece 24 saatin 1 saatini istiyor. Bu kadar küçük bir fedakârlığa karşılık sonsuz bir mükâfat veriyor.
Resûlullah (s.a.v.) “Namaz dinin direğidir” buyurmuş; namazı terk edenin aslında hayatının direğini zayıflattığını haber vermiştir. Namaz, bizi kötülüklerden alıkoyar, kalbimize huzur ve bereket getirir.
Kısacası namaz, zamanımızı almıyor; bilakis zamanımıza değer katıyor. Rabbimizin bizden istediği 1 saat, ahirette bize ebedî saadet olarak dönecek. 🌿
Rabb'im bizleri namazı dosdoğru ve devamlı kılanlardan eylesin, sırat-ı müstakimden ayırmasın, iman-ı kâmil ve hüsn-ü hatime versin amin...
Yedekleme Kodu: RE_563
Bir çeşme, bir söz ve bir milletin aynası…
Bu çarpıcı hikayede, “Herkese helal, Müslüman’a haram” yazılı çeşmenin sırrı, toplumsal dayanışmamıza dair unutulmaz bir ayna tutuyor. Hahamı ve papazı için seferber olan cemaatlerin aksine, kendi imamını sahiplenmeyen Müslümanların sessizliği, aslında inancın sadece sözde kaldığı anı gözler önüne seriyor. adamın anlattıkları, yüzyıllardır süren bir gerçeği yüzümüze vurur: bir milletin çöküşünün düşmandan değil, birbirine sessiz kalan vicdanlardan başladığını hatırlatıyor..
Siz bu hikaye hakkında ne düşünüyorsunuz? Günlük hayatınızda benzer bir ‘sessizlik’ örneğine şahit oldunuz mu? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın..
Sizce günümüzdeki en büyük ‘sessizlik’ örnekleri neler? Bir arkadaşınız, komşunuz veya tanımadığınız biri için sesinizi yükselttiğiniz bir an oldu mu?
#reels #islam #toplum #hikaye #keşfet #vi̇cdan #ders #sessizlik #viral
Çocuğumuza Zarar Vermeyelim 📢 Anneler/Babalar Bu Konu Hakkında Konuşalım!
Çocuklarımıza saatlerce telefon/tablet vererek onlara iyilik yapmıyoruz, aksine uzun vadede büyük bir zarar veriyoruz. 😔
Altay Cem Meriç çok doğru bir noktaya değinmiş: “Şu an ekrana maruz kalan çocukları, ekran kullanmayan çocuklar yönetecek.” Bu söz beni çok etkiledi ve bir anne/baba olarak sorumluluğumu bir kez daha hatırlattı.
Biz evde oğlumuz Selim’le onu gelişimsel olarak etkileyen kitap okuma, puzzle, duyusal etkinlikler ve barfiks çubuğunda asılı kalma gibi enerjisini atabileceği şeyleri yapıyoruz 🏃🏻♂️
Sizler ne durumdasınız? 🤔 Gerçekten ekran vermeden çocuk büyütmek MÜMKÜN MÜ? Tecrübelerinizi, taktiklerinizi ve dürüst fikirlerinizi yorumlarda bekliyorum! 👇
@dr.altaycemmeric23.10
#ekransızçocukluk #altaycemmeriç #çocukgelişimi #annelik
Bir hatan, bütün yolunu terk etmen için sebep değil; aksine dönüş ve toparlanma için bir fırsattır.🍃
Hayatta bazen çok çalışan değil, çok konuşan öne çıkıyor. Çünkü emek tek başına yetmez; emekle birlikte görünürlük de gerekir. İnsanların çoğu zaman çabalarını anlatamamasının farklı sebepleri vardır. “Yeterince iyi değilim” düşüncesi, başkalarının ne der korkusu, çekingenlik ya da özgüven eksikliği bunlardan bazılarıdır. Bu durum, kişiyi sessiz kılar ve emeği gölgede kalır.
Oysa çalışmak kadar, yaptığını ifade edebilmek de önemlidir. Çünkü görünür olmayan çaba, bir süre sonra yok sayılır. Kendini ifade etmek övünmek değildir. Aksine emeğinin değerini göstermek, onun kalıcı olmasını sağlar.
Çok çalışıyorsan, sesini de duyurmalısın. Çünkü hak edilen yer sadece üretmekle değil, anlatabilmekle de kazanılır. Sessizlik emekleri silikleştirirken, ifade etmek onları görünür ve anlamlı kılar.
#psikoloji #farkındalık #kişiselgelişim #psikolojikdanışmanlık #psikolojikdayanıklılık #psikoeğitim #kendinigör
Öfke kontrolünde zorlanan kişilerin verdiği tepkiler, çoğu zaman bugünün olaylarından çok geçmişte taşıdıkları yüklerle ilgilidir. Çocuklukta ya da gençlik döneminde maruz kalınan adaletsizlik, haksızlık, yok sayılma, küçümsenme veya sürekli eleştirilme, kişinin içinde birikmiş ve ifadeye kavuşmamış bir gerilim yaratır. Bu gerilim zamanla, en küçük tetikleyiciye karşı bile büyük bir tepki olarak dışa vurulabilir.
Öfkenin yoğunluğu çoğu zaman “anlık bir patlama” gibi görünse de, aslında uzun süredir taşınan bir duygunun dışa yansımasıdır. Kişi bugünkü tartışmaya değil; geçmişte duyulmamışlığın, anlaşılmamışlığın ve değersiz hissetmenin acısına tepki verir. Bu yüzden öfke, çoğu zaman bir savunma biçimidir: kişi incinmemek için sesini yükseltir, kontrolü kaybediyormuş gibi görünse de aslında kendini korumaya çalışıyordur.
Bu durum kişinin kötü niyetli olduğunu göstermez; aksine, duygusal yüklerinin taşınamayacak kadar ağırlaştığını gösterir. Öfke kontrolü güçlüğü çoğu zaman “sorunlu bir kişilik” değil, geçmişte çözümlenmemiş yaraların bugün verdiği tepkidir.
Kalıcı değişim ise ancak kişi kendi duygularını fark ettiğinde ve bu duyguların kaynağıyla yüzleştiğinde mümkün olur. Öfke kontrolü, sadece öfkeyi bastırmayı değil; öfkeyi doğuran hikâyeyi anlamayı, yarım kalmış duyguları iyileştirmeyi gerektirir.
Unutulmamalıdır ki öfke, kişinin kötü biri olduğunun değil; uzun süre yalnız taşınmış bir yükün işaretidir..🌿
@drgbudayicioglu
#psikoloji #psychology #ofke
İnsanlarla aranıza sınır koymak onlara küsmek değil, onlara karşı sizi incitemeyecekleri mesafede durmak demektir. “Robin Sharma”
Sınırlarımızı gerçekten koruyabiliyor muyuz?
Toplumda sınır koymak çoğu zaman sert veya mesafeli bir tutum gibi algılanabiliyor. Oysa sınır koymak, kendi alanımızı tanımak ve bunu saygılı bir şekilde ifade etmek demektir. Örneğin gün sonunda sadece dinlenmek istediğiniz bir an olabilir, ama arkadaşınızın buluşma teklifine istemeyerek “evet” dediğinizde kendinizi yorgun ve gergin hissedebilirsiniz. Ya da iş yerinde ekstra görevleri üzerinize almak, uzun vadede hem enerjinizi hem motivasyonunuzu tüketebilir. Bu durumlar, sınırlarımızı korumakta zorlandığımızın ve kendimize yeterince alan tanımadığımızın işaretleridir.
Sınır koyabilmek ilişkileri zayıflatmaz; aksine onları daha sağlıklı ve sürdürülebilir kılar. Kendimizi ve ihtiyaçlarımızı fark etmek, bunları nazik ama kararlı bir şekilde ifade edebilmek, hem içsel dengenizi hem de çevrenizle olan iletişimi güçlendirir. Sınırlar, uzaklaştırmak için değil, birbirimizi daha iyi anlamak ve ilişkileri güvenli bir zeminde sürdürmek için vardır. Peki siz, kendi sınırlarınızı ne kadar gözetebiliyorsunuz?
.
.
.
.
.
.
.
.
#sınırlarımız #keşfet #birderdimvar
Bazı şeyleri bazı kişileri hayatımızdan çıkarmadığımız sürece mutsuzluk da bizim peşimizi bırakmaz. Zehirli sarmaşıkları söküp atmak gerekir, böylece özgürce mutlulukla hayatımıza devam edebiliriz. Bazı insanları veya bazı olayları değiştirmek çabası ile kendimize, hayatımıza yön veremeyebiliriz, onlar bizim ilerlememizi zorlaştırır, mutsuzlaştırır. İşte böyle durumlarda o şeyleri hayatımızdan uzaklaştırmaktır çözüm. Bazı şeyler uğraşmaya değmez. Bırakmak pes etmek değil. Aksine kazanmaktır.
‘Beni mutsuzlaştıran, beni aşağı çeken insanları ve olayları serbest bırakıyorum. Mutluluğu, huzuru ve kendimi seçiyorum.’