Instagram story viewer> @hkn_diri> Posts
1.4K
followers
537
following
TVGFBF 2. Kademe
Personal Trainer
Corrective Ex.Specialist
İstanbul Ü. Egz ve Spor Bil.
Erciyes Ü. Edebiyat
Ana. Ü. Spor Yön.
POSTS STORIES REELS TAGGED
Şehirlerarası bir otobüsteyim.
Camdan dışarı bakıyorum.
Manzaralar değişiyor.
Şehirler değişiyor.
İnsanlar değişiyor.
Yollar değişiyor.
Bir köy geçiyor önümden.
Sonra bir şehir.
Sonra dağlar.
Sonra ovalar.
Bir süre sonra hepsi geride kalıyor.
Tutunduğumuz her şey...
Bir an göründüler.
Sonra kayboldular.
Otobüs ilerliyor. Güneş ufukta yavaşça eğiliyor. Tarlaların üzerine altın renkli bir sessizlik bırakıyor. Ağaçlar geriye doğru akıyor.
Camdan dışarı bakarken fark ediyorum. Hiçbir manzara kalıcı değil.
En güzel gün batımı bile birkaç dakika sürüyor.
En uzun yol bile bitiyor.
En karanlık tünel bile sona eriyor.
Ve hiçbir görüntü...
Kendisini sonsuza kadar tutmama izin vermiyor.
Yolun bilgeliği de burada.
Sahip olmakta değil.
İzleyebilmekte.
Yanımdaki koltuk değişebilir.
Şoför değişebilir.
Otobüs değişebilir.
Yol değişebilir.
Ama bütün bu yolculuğun içinde sessizce seyreden biri var.
Ben.
Bir çocuk da aynı camdan baktı.
Bir genç de.
Bir gün yaşlı bir adam da bakacak.
Yüz değişecek.
Düşünceler değişecek.
Hayaller değişecek.
Camın ardından dünyayı izleyen o sessizlik
Aynı kalacak.
Ve belki hayat dediğimiz şey de budur.
Bir varış noktası değil.
Bir yolculuk.
Biriktirdiğimiz kilometreler değil. İzlediğimiz manzaralar da değil. Bütün o değişimin içinde değişmeyeni fark etmek.
Şimdi gece yaklaşıyor.
Şehir ışıkları uzakta yıldızlar gibi yanıyor.
Camda kendi yansımamı görüyorum.
Dışarıdaki dünya ile içimdeki dünya birbirine karışıyor.
Sen hiçbir zaman sadece yolcu olmadın.
Sen yolun kendisiydin.
Ve yol...
to the grave eternally H.D
.
#yol #yolcu #ben #öykü taken in Mersin, Turkey by @hkn_diri
1
4 months ago
Download
Ben ölümsüzüm.
Bu bedenin sonsuza kadar yaşamayacağını biliyorum.
Ben beden değilim.
Beden değişiyor.
Çocuk oldu.
Genç oldu.
Yaşlanıyor.
Her hücresi değişti.
Her düşüncesi değişti.
Her inancı değişti.
Ama tüm bu değişimlerin içinde değişmeyen bir şey vardı.
Ben.
Çocukken gökyüzüne bakan da bendim.
Bugün yıldızlara bakan da.
Beden farklı.
Zihin farklı.
Hayat farklı.
Ama bakan aynı.
Bir ağacın yaprakları her yıl dökülür.
Dallar değişir.
Kabuğu değişir.
Ama yaşam devam eder.
Ben de öyleyim.
Ölüm dediğiniz şey...
Bir formun kapanmasıdır.
Ama form, varlığın kendisi değildir.
Dalgaya bakıp onun öldüğünü söyleyebilirsin.
Oysa dalga sadece okyanusa geri dönmüştür.
Ben de o okyanusum.
Doğmadan önce vardım.
Öldükten sonra da olacağım.
Varlık yok olmaz.
Şekil değiştirir.
Deneyim değiştirir.
Maske değiştirir.
Ama öz...
Hep aynıdır.
Belki binlerce kez ağladım.
Binlerce kez güldüm.
Binlerce kez kazandım.
Binlerce kez kaybettim.
Binlerce kez sevdim.
Binlerce kez vazgeçtim.
Ama her deneyimin arkasında duran tanık hep aynıydı.
Ben.
Ve şimdi anlıyorum.
Ölümsüzlük sonsuza kadar yaşamak değildir.
Ölümsüzlük...
Aslında hiçbir zaman doğmadığını fark etmektir.
Çünkü doğan beden.
Ölen beden.
Doğan hikaye.
Biten hikaye.
Ama beni izleyen o sessiz farkındalık...
Ne başladı.
Ne bitecek.
Bir gün bu gözler kapanacak.
Bu ses susacak.
Bu isim unutulacak.
Bu hikaye son bulacak.
Ama ben...
Rüzgarın içinde olacağım.
Denizin dalgasında olacağım.
Bir çocuğun kahkahasında.
Bir yıldızın ışığında.
Bir annenin duasında.
Bir aşığın gözlerinde.
Ben tek bir beden değilim.
Tek bir isim değilim.
Tek bir ömür değilim.
Ben hayatın kendisiyim.
Ve hayat...
Asla ölmez.
to the grave eternally H.D
.
#mystory #ben #ölümsüz #me taken in Mersin, Turkey by @hkn_diri
2
4 months ago
Download
Sıfırdan. Gürültüsüz. Etiketsiz.
Unut adını.
Unut kim olduğunu sandığını.
Unut sana söylenenleri; aileni, geçmişini, başarılarını, travmalarını...
Hepsini bırak.
Sadece üstüne giydirilmiş elbiseler
Hiçbir şey bilmeyen bir zihinle dur.
Boşluk gibi.
Korkutucu değil.
Aksine tuhaf bir şekilde tanıdık.
Kimlik gidince geriye bir eksiklik kalmıyor.
Bir genişlik kalıyor.
Çünkü sen, sandığın gibi “bir şey” değilsin.
Bir hikaye değilsin.
Bir karakter hiç değilsin.
Sen, fark edensin.
Düşünceler geliyor.
Ama sen değilsin.
Duygular yükseliyor.
Ama sen değilsin.
Beden hareket ediyor.
Ama sen hala izliyorsun.
Eğer bunların hiçbiri sen değilse
Sen kimsin?
Cevap yok.
Ve işte tam orası
Ama bu sefer yok.
Bu sefer anlamayacaksın.
Bu sefer sadece hissedeceksin.
Hakikat sadece fark edilir.
Bir anlığına hiçbir şeye tutunma.
Ne inançlara, ne korkulara, ne de umutlara.
Hepsini bırak.
Sessizlik.
Ölü bir sessizlik değil.
Canlı. Nabız gibi atan.
İçinde her şeyi barındıran bir sessizlik.
Ve o sessizlik, sensin.
Ne eksik, ne fazla.
Ne iyi, ne kötü.
Sadece var.
Sen kendini “bir şey” sanarak daralttın.
Bir rol seçtin.
Bir kimlik giydin.
“Ben buyum” dedin.
Sadece öyle oynadın.
Ve oyun o kadar gerçek geldi ki
Unuttun.
Şimdi hatırlama zamanı değil.
Çünkü hatırlamak bile bir geçmiş varsayar.
İlk kez gör.
Hiç bilmeyen bir gözle.
Hiç yorumlamayan bir zihinle.
Aslında hiçbir şeye dönüşmek zorunda değilsin.
Zaten olduğun şey; her şeyden önce geliyor.
Aradığın huzur mu?
Zaten onun içindesin.
Aradığın sevgi mi?
Onu arayan sensin yani kaynağın kendisi.
Aradığın anlam mı?
Anlamı arayanın kendisi anlamın ta kendisi.
Hiçbir yere varmayacaksın.
Çünkü hiç ayrılmadın.
Sana bir yol çizdi.
“Oraya ulaşırsan tamam olacaksın” dendi.
Ama sen zaten tamam olan şeysin.
Hiçbir şey yapma.
Düzeltmeye çalışma.
Anlamaya çalışma.
Dönüşmeye bile çalışma.
Sadece ol.
Hiçbir şeyi bilmeden de varsın.
Hiçbir şeyi tanımlamadan da varsın.
Ve belki de ilk kez
Gerçekten varsın.
to the grave eternally H.D
.
#zihin #kimsinsen #var #benimhikayem taken in Mersin, Turkey by @hkn_diri
2
5 months ago
Download
Zamanın bile anlamını yitirdiği bir yerde duruyorsun. Ne geçmiş var ne gelecek. Ne başlangıç ne son. Sadece tek bir varlık.Tek bir öz.Tek bir bilinç.
Ve o sensin.
Ama bir farkla, şu an bildiğin “sen” değil. Parçalanmamış halin. Bölünmemiş,ayrışmamış, hiçbir role girmemiş halin.
Orada bir şey fark edeceksin.Aslında hiçbir zaman “başka” diye bir şey olmadığını.
Birine kızdığın anı hatırla.
Sana ihanet ettiğini düşündüğün birini.
Seni anlamayanları,seni yaralayanları.
Hepsi sendin.Farklı yüzlerle,farklı hikayelerle.Aynı özün farklı yansımaları.
Tıpkı bir aynalar odası gibi.
Aynalar kırık olabilir,buğulu olabilir,eğri olabilir
Ama yansıyan hep aynı yüzdür.
“Ben” dediğin şey aslında bir merkez değil, bir yansımadır.
Ve hayat,
Senin kendini kendine anlatma biçimindir.
Birini sevdiğinde aslında kendinin bir parçasını tanırsın.
Birinden nefret ettiğinde,yüzleşmek istemediğin bir yönün sana bakıyordur.Korktuğun şeyler,bastırdığın şeylerin gölgesidir.
Her karşılaşma,her duygu,her kırılma.
Kaynağın kendini deneyimleme biçimi.
Sen kendini unutmak zorundaydın.
Çünkü eğer her an “her şeyin tek olduğunu”bilseydin
Ne özlem olurdu ne merak ne de arayış.
O yüzden bu oyun kuruldu.
Sen kendini böldün.Parçaladın.Unuttun.
Ve sonra, kendini aramaya başladın.
Hayatta en çok neyi istiyorsun?
Sevilmek mi?Anlaşılmak mı?Huzur mu?
Hepsi aynı yere çıkıyor:
Kendine geri dönmek.
Çünkü varlık tektir.
Ve sen, o tekliğin içinde kaybolmuş bir parça değilsin.
Bizzat kendisisin.
Ama şu an bir hikayenin içindesin.
Bir bedenin içindesin.
Bir zihinle düşünüyorsun.
Uyanmak zorunda değilsin.
Ama fark edebilirsin.
O zaman bir şey değişir.Direnç azalır.Yargı çözülür.Savaş biter. Çünkü savaşacak kimse kalmaz.
Şimdi gözlerini kapat.
Derin bir nefes al.
Sen hiçbir zaman eksik olmadın.
Hiçbir zaman bölünmedin.
Hiçbir zaman gerçekten kaybolmadın.
Sadece kendini izliyorsun.
Farklı sahnelerde.Farklı bedenlerde.Farklı hikayelerde.
Ve bir gün
Tüm bu hikayeler bittiğinde
Tüm maskeler düştüğünde
Tüm aynalar sustuğunda
Geriye sadece şu kalacak:
Sen.Tek.Sessiz.Sonsuz.
Ve o an şunu diyeceksin:
“Hiçbir yere gitmemişim sadece kendimi seyretmişim."
O zamana kadar
Karşına çıkan herkese dikkatle bak
Çünkü, hepsi sensin. H.D taken in Mersin, Turkey by @hkn_diri
6
5 months ago
Download
Bir zamanlar, dağların bulutlarla konuştuğu bir coğrafyada, sırtında devasa bir heybe taşıyan bir yolcu vardı. Bu heybe o kadar büyüktü ki, yolcu sadece yere bakarak yürüyebiliyordu. İçinde her şey vardı: Hiç söylenmemiş sözler, kırılmış vazoların parçaları, başkalarının ona bıraktığı suçluluk hisleri ve "keşke"lerle dolu ağır taşlar. Yolcu, yolu bildiğini sanıyordu; çünkü ayaklarının altındaki toprağın dokusu ona hep aynı ağırlığı hatırlatıyordu.
Yolcu bir gün, zamanın hem durduğu hem de her yöne aktığı o vadide bir bilgeyle karşılaştı. Bilge, bir ağacın gölgesinde oturmuş, elindeki boş bir aynayı gökyüzüne tutuyordu. Yolcu nefes nefese sordu: "Zirveye ne zaman ulaşacağım? Bu yük beni öldürüyor."
Bilge gülümseyerek aynayı yolcuya çevirdi. Yolcu aynaya baktığında, sadece sırtındaki heybeyi değil,  heybenin iplerinin omuzlarında açtığı derin yaraları da gördü. Yıllarca taşıdığı yüklerin eşelediği kimi kabuk bağlamış kimi daha taze olan yaralar. Bilge fısıldadı: "Mesele yol bilmek değil, yük bırakmaktır. Şimdi, o ipleri kesmeyi mi tercih edersin, yoksa omuzlarının zaten serbest olduğunu fark etmeyi mi?"
Yolcu duraksadı. Geçmiş şimdiyle çarpıştı ve gelecek, o anın içinde eridi. Gözlerini kapattığında, kalbinin tam ortasında ağır bir kilit gördü. Ama kilit paslıydı ve anahtarı çoktan kilidin üzerinde bırakmıştı. Elini kalbine götürdüğünde, o ağır taşların aslında birer kuş tüyüne dönüştüğünü fark etti. Hafifledi. 
Gökyüzü ayaklarının altına serildi ve özgürleşiyordu. O eski ağır kimliği yılanın deri değiştirmesi gibi geride kalırken, kalbindeki o dar odanın pencereleri birer birer kırıldı. Işık içeri girmedi, ışık içeriden dışarıya doğru patladı. Kalp gözü denilen o derin mana , bir kristal gibi parladığında, yolcu artık yürümüyordu; o, yolun kendisi olmuştu.
to the grave eternally. H.D
.
#hikaye #öykü #myway #me taken in Mersin, Turkey by @hkn_diri
0
6 months ago
Download
Vaktiyle kasabada bir adam yaşardı. Adamın kalbi huzursuz, ruhu ise sanki binbir dikenli telin arasındaydı. Nereye gitse bir gölge, bir fısıltı onu kovalardı. Bu huzursuzluğu dışarıda sanar; şehirlerin kalabalığından, insanların dilinden, dünyanın gürültüsünden kaçtıkça selamete ereceğini umardı.
Bir gün heybesini sırtına vurdu ve yola koyuldu. Şehri terk etti, köyleri arkasında bıraktı. 
Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ silsilesine ulaştı. Orada, bir mağaranın ağzında saçı sakalına karışmış, gözleri kuyu gibi derin yaşlı adamı gördü. Önünde bir kase su, elinde ise ucu kırık bir asa vardı.
Adam, nefes nefese yanına varıp dedi ki:
— "Efendi! Ben kaçıyorum. Dünyanın fitnesinden, insanların hasedinden, beni huzursuz eden o karanlık takipten. Bana öyle bir yer söyle ki, orada hiçbir düşmanım, hiçbir korkum beni bulmasın."
Yaşlı adam, elindeki asayı yavaşça yere vurdu ve gözlerinin tam içine bakarak gülümsedi:
— "Evlat," dedi, "Dünyada onca yol katettin, lakin bir adım bile ilerleyemedin. Çünkü insan, ayaklarıyla mesafeleri aşar ama kalbiyle hep aynı yerdedir."
Genç şaşırdı:
— "Nasıl olur? Bak, ne şehir kaldı arkamda ne de o beni kovalayan gölgeler!"
Yaşlı adam, önündeki su kasesini gence uzattı:
— "Şu suya bak," dedi. "Kimi görüyorsun?"
Genç baktı: "Kendimi görüyorum Efendi, yorgun ve bitkin halimi."
Yaşlı adam, bu kez asasıyla suyu bulandırdı ve ekledi:
— "Şimdi bak, o gördüğün suret nasıl çirkinleşti, nasıl parça parça oldu değil mi? Sen dünyadan kaçtığını sanıyorsun, lakin kaçtığın şey dışarıda değil, senin heybendeki o aynadadır. İnsan, kendi gölgesinden hızlı koşamaz. Sen ne tarafa dönsen, kaçtığın o karanlık suret seninle beraber gelecektir."
Adam o an anladı ki; şehirden kaçarken aslında kendi içindeki öfkesinden kaçıyordu. Kalabalıktan kaçarken, aslında kendi yalnızlığının çığlığından kaçıyordu. Başkalarını suçlarken, aslında kendi nefsinden kaçıyordu.
Yaşlı adam, son kelâmını şöyle mühürledi:
"Oğul, menzil neresi olursa olsun, yolcu kendisinden kaçamaz. Zira her nerede olursan ol, orada kendinle baş başasın. Kaçtığın o karanlık, senin henüz ışık tutmadığın kendi hakikatindir. Dur ve o karanlığa bak. Ancak o zaman takip son bulur."
To the grave eternally H.D taken in Mersin Mezitli Sahil by @hkn_diri
0
8 months ago
Download
Güneş, Torosların omzuna yaslanmıştı. Gökyüzü turuncu bir veda gibiydi; ne tam kalmak istiyor ne de gitmeye cesaret ediyordu. Deniz, her zamanki gibi susarak konuşuyordu.
Adam tepenin başında tek başına duruyordu. Ayağının altında ezilen her çakıl taşı, geçmişten bir anıyı çatlatıyordu. Bazı ayrılıklar vardır; insanın içinden bir parça koparır ama kimse kanı görmez. O da öyleydi. Gidenin arkasından bağırmamıştı. Gurur mu? Belki. Belki de sadece kaderin yazdığı metni bozmak istememişti.
“Her şey dönüyor,” diye geçirdi içinden. Dünya dönüyor. Mevsimler dönüyor. İnsan kalbi bile dönüyor bazen, en sert yemininden.
Oysa o, sabit kalacağını sanmıştı. Bir liman gibi. Ama kimse limanda kalmaz; gemiler de insanlar da gitmek için yaratılmıştır.
Rüzgâr saçlarını dağıttı. İçinde eski bir şarkının yankısı… Sözleri hatırlamıyordu belki ama hissi oradaydı:
Bir yaz bitmişti. Bir aşk, kendi sonbaharına yürümüştü.
Ufka baktı. Güneş yavaşça suya gömülürken, anladı ki hiçbir batış sonsuz değil. Her batışın içinde bir doğuş saklı. Ama o doğuş, başka bir yerde, başka bir zamanda.
Kendi kendine sordu:
“Ben mi geç kaldım, yoksa o mu erken gitti?”
Cevap gelmedi. Çünkü bazı sorular cevap için değil, olgunlaşmak için vardır.
Elini kalbinin üzerine koydu. Atıyordu hala. Demek ki hikaye bitmemişti.
Bu bir son değildi sadece bir dönenceydi.
Hayat, insanı tam kırıldığını sandığı yerden çevirir. Kuzeyden güneye, aşktan yalnızlığa, gençlikten bilgelik denen o ağır ama asil duruşa.
Adam durmaya devam etti. Çünkü durmak, hayatta kalmanın en sade ve en onurlu biçimidir.
Gökyüzü karardı. İlk yıldız göründü.

O an fark etti:
Kaybolan şey aşk değildi.
Sadece mevsim değişmişti.
to the grave eternally H.D
.
#barışmanço #dönence #benimhikayem #siyahbeyaz taken in Mersin,Antalya Yolu by @hkn_diri
0
8 months ago
Download
Devam ediyor...
Adam, evin arka tarafına doğru ilerledi. Küçük bir pencere vardı. Pencerenin önünde durduğunda dışarıda akan bir nehir gördü. Nehir konuşmuyordu. Ama yönü belliydi. Suyun acele etmeden ilerleyişi, bir hatırlatma gibiydi. Bazı şeyler, bağırmadan da yolunu bulurdu. Nehir, taşlara çarptığında bile sesini yükseltmiyor; sadece akmaya devam ediyordu.
İşte o an, adam fark etti. Uzun zamandır anlamaya çalıştığı şey, kelimelerin içinde değilmiş. İçinde taşıdığı sorular, cevaplarını sessiz alanlarda saklıyormuş. Nehir gibi… Durmadan ama direnmeden. Bir şeyleri zorla çözmeye çalıştıkça bulanıklaşan zihin, bıraktığında netleşiyormuş. Bu fark ediş, ani bir aydınlanma gibi değildi. Daha çok, zaten orada olan bir gerçeğin hatırlanmasıydı.
Evin içinde dolaşırken, eski bir kapı daha gördü. Kapı kapalıydı ama kilitli değildi. Açmadı. Açmaya gerek olmadığını biliyordu. Bazı kapılar, açılmadan da görevini tamamlar. Orada durması yeterlidir. Kapının önünde durmak, bir şeyleri zorlamadan kabul etmek gibiydi. Bu kabul, hafiflik getiriyordu.
Bir süre sonra, evden çıkma zamanı kendiliğinden geldi. Ne bir işaret ne de bir uyarı vardı. Sadece, tamamlanmışlık hissi. Yol, geri dönüşte daha kısa gelmedi; ama daha tanıdık geldi. Adımlar aynıydı, ama taşıdığı ağırlık değişmişti. Şehrin sesleri yavaş yavaş geri dönerken, onların arasında kaybolmak zorunda olmadığını biliyordu artık.
Çünkü susarak anlaşılan bir gerçek vardı:
Her cevap, konuşmak zorunda değildir.
Bazı doğrular, ancak sessizliğe yer açıldığında duyulur.
Ve bazen, hiçbir şey yapmadan, sadece dinlemeden…
Zaten hep orada olan şey, kendini göstermeye başlar.
.
#me #myself#story#hikaye taken in Mersin, Turkey by @hkn_diri
0
9 months ago
Download
Bazı anlar vardır, zaman acele etmez.
Sesler geri çekilir, kelimeler kenara bırakılır ve dünya, derin bir nefes almış gibi yavaşlar. O anlarda, hiçbir şey açıklanmak zorunda değildir. Çünkü anlam, bazen ancak susulduğunda ortaya çıkar.

Şehrin kenarında, adı haritalarda geçmeyen bir yol vardı. Bu yolu bilenler, oraya gitmek için bir sebep aramazdı. Yol, zaten çağırırdı. Yolun başında duran adam da öyle gelmişti. Ne aradığını tam bilmiyordu; bildiği tek şey, artık soruların yüksek sesle cevap vermediğiydi. Adımlarını attıkça, çevredeki sesler sanki geride kalıyordu. Rüzgâr bile konuşmayı bırakmış gibiydi. Yol, hafif bir eğimle aşağı doğru inerken, adımlar kendiliğinden yavaşladı.

Bir süre sonra eski bir ev belirdi. Kapısı kapalı değildi; aralık duruyordu. İçeriden ne bir ses ne de bir davet vardı. Yine de ev, girildiğinde yabancı hissettirmeyen türdendi. Duvarlar sade, pencereler açıktı. Işık, içeri usulca süzülüyor; her şeyi olduğu gibi gösteriyordu. Adam, evin ortasında durduğunda fark etti: burada kimse konuşmuyordu ama her şey bir şey anlatıyordu.

Bir sandalyeye oturdu. Oturur oturmaz, omuzlarındaki yük sanki biraz yer değiştirdi. Nefesi daha derinden gelmeye başladı. Zamanın sınırları belirsizleşti; kaç dakika geçtiği önemli değildi. Ev, aceleye izin vermiyordu. Duvarın karşısında bir ayna vardı. Yaklaştı. Aynaya baktığında, gördüğü yüz tanıdıktı ama alışılmış değildi. O yüz, bir şey söylemiyordu. Yine de bakışların içinde uzun süredir bekleyen bir sakinlik vardı.

Aynanın önünde dururken, zihninden geçen düşünceler yavaş yavaş seyrekleşti. Sanki kalabalık bir odada insanlar birer birer çıkıyordu. Geriye kalan sessizlik, boşluk gibi değildi; daha çok alan gibiydi. Bu alanda, bir şeyin yerli yerine oturması için çaba gerekmezdi. Zorlamadan, kendiliğinden olurdu...
.
Devam edecek.
To the grave eternally H.D
.
#me#story#whiteandblack#friday taken in Mersin, Turkey by @hkn_diri
2
10 months ago
Download
Sabah henüz karar vermemişti. Işık, eşyaların kenarına temkinli dokunuyor; gölgeler itiraz etmiyordu. Böyle  zamanlarda insanın önüne serilen manzara değil, içinde açılan boşluk yol olurdu. 
Ayakkabısının altındaki taş yerinden oynadı. İnsan, en küçük kaymada anlar: artık aynı yerde duramazsın.  Eli cebine gitti, alışkanlık. Orada olması gereken hiçbir şey yoktu.  Anahtar,  not, saklanacak bir cümle, hiçbir şey.  İlk defa boşluk rahatsız etmedi onu. Aksine, ferahlık verdi. Bazı yükler kaybolmaz, bırakılırdı.
Bir kapı yoktu karşısında, içinden bir şey açıldı. Gıcırdamadan. Tören yapmadan. Hiçbir şey  demedi. Kalp öyle anlarda konuşmaz zaten; yer açar. Yürüdü. Adımlarını saymadı. Sayınca cesareti azalırdı. Geriye bakmamak bir inat değildi, ihtiyaç da değildi. Sadece anlamsızdı. Orada bıraktığı şeyler artık onu tanımıyordu. Bir ses beklemedi. Bir işaret, bir onay, bir “tamam” da gelmedi. Gelmesine gerek yoktu zaten. Kapısı olmayan bir yerde izin istenmezdi.
İçinden geçen duygular sıraya girmedi. Sevinç öne atlamadı, korku saklanmadı. Hepsi aynı anda vardı. Hepsi aynı anda mümkündü. Zıtlık yoktu.
Bir  su birikintisinin kenarında durdu. Kendi yansımasına bakmadı. Suya düşen gökyüzünü izledi. Öğrendiği şey buydu ; insan her gördüğünü kendine çevirmek zorunda değildi. Ama tam burada, tam bu anda, kalbi ilk kez kilitsizdi.
Ve bu yetiyordu.
to the grave eternally H.D
.
#me#mystory#siyahbeyaz#myway taken in Mersin, Turkey by @hkn_diri
1
10 months ago
Download
Yürürken şekilsizce kırılmış , bir köşesi sırrını kaybetmiş zamanla yoğrulmuş ayna parçası gördü. Aynanın karşısına geçince, gördüğü şey yalnızca kendi yüzü değildi. Aynanın camı, sanki geceden kalma ince bir buğu taşıyordu fakat buğu dışarıda değil, içindeydi. Yansımayı hafifçe bulanıklaştıran bir perde… İnsanın kendini görmesi, en başından beri böyleydi; net değil, izlenmesi gereken bir sınav. Aynaya biraz daha yaklaştı. Yüzündeki çizgileri, göz altındaki gölgeleri, saçına düşen dağınık tutamı gördü. Ama asıl ağır gelen, aynaya  baktığında sorduğu soruydu.
Seni gerçekten gören kim?
Görmek kolaydı; herkes görürdü ama görülmek, insanın tüm zırhlarını yere bırakması demekti. Bir anlığına, aynanın içindeki ışık değişti sanki. O an şunu fark etti: Kendisi değil, başkalarının onda bıraktığı izler yansıyordu camdan. Beklentiler, suskunluklar, yükler, gurur, korkular… Her biri ayrı bir gölge gibi yüzüne yerleşmişti. Aynadaki adam ona bakıyor, ama onu tanımıyordu. Derin bir nefes aldı. Sanki içinden geçen rüzgâr, aynaya çarpıp geri dönüyordu.
Bir insanın kendini göstermesi, bir savaş alanı gibidir. Sözlerin bittiği, cesaretin başladığı bir eşik...
Ve nihayet anladı:
Görülmek, birilerine görünmek değil kendine görünmekti. Kendini çıplak bir hakikat gibi sunmak, saklamadan, eğip bükmeden… Ben "buyum” diyebilmek. 
Aynaya son kez baktı. Bu kez yüzündeki çizgiler değil; içindeki titreşen bir kararlılık göze çarpıyordu. Ayna artık yol gösteren bir ışıktı.
İlk kez kendini görmekten, kendine görülmekten kaçmıyordu. Hakikatine sarıldı, bir'liğiyle yoluna devam etti. H.D
.
#me#mystory#mirror#siyahbeyaz taken in Mersin, Turkey by @hkn_diri
0
10 months ago
Download
Gece, göğün üzerinden bir örtü gibi sıyrılırken şehrin çehresi değişmeye başladı. Sanki karanlık, bir zanaatkârın elinden çıkmış gibi yırtılmadan, sessizce geri çekiliyordu. Karanlığın ardından beliren ilk ışık, sanki ufuk çizgisinin altından çekilen ince bir bakır ipti. İlk ışığın toprağa değdiği o ana tanık oldu. 
Şafak, şehrin yüzüne yumuşak bir parıltı sürdü. Beton duvarlar, boyası dökülmüş kapılar, uyuklayan sokaklar… Hepsi yeni bir renk tonuna büründü; sanki gece boyunca bekledikleri bir selamı almışlardı. Uzakta bir kamyonun motoru öksürdü, bir evin perdesi açıldı, bir kuş ufacık bir cesaretle ilk ötüşünü verdi, rüzgâr kuru bir yaprağı kaldırıp kaldırıma bıraktı. Hayat, büyük bir gürültüyle değil, küçük ayrıntılarla geri dönüyordu.
Elini dükkanın soğuk camekanına koydu. Yüzeyi, sabahın ilk ışığını tutan sığ bir göl gibi yansıyordu. Bu yansımanın içinde kendisini gördü ama geceki gibi bulanık değil; çizgileri biraz daha net, biraz daha derin.
Şafak, ona bir soru fısıldar gibiydi:
“Bugün neye cesaret edeceksin?”
Cevap veremedi ama içinin bir yerinde usulca bir şey uyandı. Bir kıvılcım değil. Daha çok, uzun bir aradan sonra yeniden nefes alan bir tohumun hareketi. Gökyüzü turuncuya dönerken içinde hafif bir açıklık hissi yayıldı. Karanlık tamamen çekilmese bile, ışığı tutacak kadar yer açılmıştı. 
to the grave eternally. H.D
.
#mystory#me#an#moment taken in Mersin Marina Sahil by @hkn_diri
0
a year ago
Download

Download All

Save the photos and videos currently loaded on this page.

0Photos
0Videos
Ready to download 0 / 0

Keep this tab open until your download is ready.

back to up